ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Kendi Namına Konuş
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Ferdi Özbeğen

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Sezen Aksu - SERÇE

Edip Akbayram

Yıldırım Gürses
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
DEMOKRASİ, HALKIMIZ VE GERÇEKLER

Farklı görüşteki siyasal partilerin varolması ve bu partilerin kendi tüzük ve kurallarına uygun olarak adaylar göstermesi; ve tahsiline, soyuna, ırkına veya gelirine bağlı olmaksızın 'bütün vatandaşların' eşit ve özgürce oy kullanması, demokratik bir sistemin gerek şartıdır. Olmazsa olmazıdır!

Ama 'liberal demokrasi'nin yeter şartı değildir.


Bütün Jöntürk hareketi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve arkadaşları, 'Padişahın Kanun-u Esasiyi, yani Anayasa'yı kabul etmesiyle' memleketin bütün siyasi sorunlarının hallolacağını ve Memalik-i Osmani'nin (Osmanlı Devleti diye okuyun) bu sayede mamur ve abad olacağını sanıyor ve umuyorlardı.

Şimdi bize ne kadar basit ve safça bir düşünce gibi geliyor değil mi?

Nasıl ki biz 21. Yüzyıl penceresinden baktığımızda 'Sadece yazılı bir Anayasa'ya sahip olmasının bir devleti özgürlükçü ve demokrat yapmaya yetmediğini' görüyor ve biliyorsak; bizden sonraki kuşaklar da bütün açıklığıyla görecek ve bilecekler ki, 'serbest seçimlerin' yapılıyor olması da 'modern liberal demokrasinin tam anlamıyla uygulanıyor olduğunu' göstermez.

Yeni Başlayanlar İçin Demokrasi adlı elkitabının giriş bölümünü bu şekilde yazalım. Bilmeyenler okusunlar, öğrensinler.


27 Ocak 2003 tarihli yazımda da belirttiğim gibi; 'demokratikleşmek', bütün toplumların benimsediği ortak bir ülkü olmadığı gibi, toplumsal gelişimin ve ilerlemenin zorunlu sonucu hiç değildir.

Türkiye'de toplumsal gelişim ve kapitalistle, genellikle dış dinamikler tarafından belirlenen yollardan ilerledi.

(Dinamit değil, dinamik diyorum. Dış mihrak da değil, dış DİNAMİK! Doğru okuyun lütfen)

İkinci Dünya Savaşı daha bitmeden, savaş sonrası nasıl bir dünya düzeni ortaya çıkacağı az çok belli olmuştu. Buna göre, ABD 'hür dünyanın' savunma ittifakını (NATO) kuracaktı. Bu ittifaka dahil olacak ülkelerin 'çok partili demokratik sisteme' sahip olmaları gerekiyordu.

Hemen yanıbaşındaki SSCB'nin oluşturduğu tehdidin, Türkiye'nin bu 'hür dünya' savunma ittifakına dahil olmasını zorunlu kıldığını düşünen yöneticilerimiz, çok partili düzene süratle geçilmesine karar aldılar. (SSCB nedir? diyen var mı aranızda?)

Gerçi Cumhuriyet döneminde; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka denemeleri olmuş fakat hüsranla sonuçlanan bu girişimlerden sonra 'henüz Türkiye'de çok partili düzene geçiş zamanının gelmediği'ne hükmolunmuştu.

Ama İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan dış dinamikler ve konjonktür Türkiye'de çok partili düzene geçilmesini gerektiriyordu.

O tarihlerde 'parti' sözcüğü kullanılmaz, 'fırka' sözcüğü kullanılırdı ki, bu terim de aslında askeri bir terimdi. Bölük anlamına gelirdi. Bunda da garipsenecek bir durum yok aslında. Cumhuriyetimizin ve demokratikleşme sürecimizin dinamiklerine dair bir ipucudur bu.

Bugün için düşündüğümüzde; o zamanki yöneticilerimizin, karşılaştıkları büyük sorun (SSCB tehdidi) karşısında ellerinden gelen en rasyonel tedbiri (NATO ittifakına dahil olmak) düşündüklerini ve bu tedbiri mümkün olan en kısa sürede hayata geçirmek için ellerinden geleni yaptıklarını söyleyebiliriz.

Türkiye'de demokrasi (veya çok partili siyasal düzen) için halktan gelen bir talep yoktu. Bunun altını çizelim. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka, Gazi Mustafa Kemal'in direktifleriyle kurdurulmuştu. Demokrat Parti'yi kuranlar ise Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinden geliyorlardı.

SSCB tehdidi karşısında "Hür dünya" yani Batı ittifakının içinde yer alabilmek gerekiyordu. Bunun içinse rejimin "çok partili düzen" olması önşarttı. O zamanki yöneticilerimiz "devrin icabını yerine getirdiler".

"Halkımız demokrasi istiyor..." diye palavra sıkan politikacılara;
"Yahu rejim elden gidecek, millet hala kendi kesesini doldurmanın derdinde..." diye şaşıran köşe yazarlarına bir bakın...

İşte bu yazıyı okuduğunuz için siz şimdi onlardan daha çok şey biliyor oldunuz. Tebrik ederim!

Şimdi anlaşıldı mı Türkiye'nin demokrasi meselesi?
Var mı başka sorusu olan?

  CİNSELLİK
Kafayı Kodurtmayın
İnce İş Çevirmek
Kocan Olsun
  YAŞAM
İçki ve Meze Deyince
Hay Sizin
Gel Beni de Tutukla
  SİNEMA
Turkish E.T. - Badi
Türk Sinemasının Bittiği
Irreversible
  EDEBIYAT
Bir Başkadır
INTERNET Sosyolojisi
Neden Okursunuz
  MÜZIK
The Hollies - Bus Stop
Johnny Guitar
The Music Played

Chris de Burgh

Fransızca & İtalyanca

Enrico Macias

Charles Aznavour'dan

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Ajda Pekkan