ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
İktidar Yalakalığı
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Edith Piaf - SELECTION

The Beach Boys

BoneyM
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
KAMPANYALAR VE GÖZ BOYAMALAR

Bilmem hatırlıyor musunuz, geçtiğimiz yıllarda bir banka
Bir milyarı olana da bir lirası olana da eşit hizmet sloganıyla harekete geçmişti. Böylece, "Benim bankadaki param az diye bana hizmette kusur ediyorlar..." diyen müşteri kitlesini çekmeyi hedefliyordu.
(Buraya kadar güzel! Parasına göre değil, her koşulda müşteriye eşit muamele)

Peki işin ince noktası nerede? Şurada:
Sizin sadece 50 TL'niz olduğunu farzedelim. Oh ne güzel; elli milyon TL olan adama farklı, size farklı muamele edilmeyecek. Hemen gidersiniz oraya..

Ama cebinde elli milyon TL olan (ve bankanın indinde sizden daha kıymetli) müşteri, sizinle aynı kuyrukta beklemeye razı değilse? Ve Allah muhafaza, bu cebi şişkin müşteri "Parasıyla değil mi kardeşim? Ben ayrıcalıklı muamele isterim.." deyip rakip bankaya gidecek olursa?

Bunun da çaresi var tabii.. 'Özel bankacılık' kavramını ortaya koyar, 'ayrıcalıklı' müşterilerinizi özel şubelerinize çekersiniz. Veya aynı grubun bir diğer bankasını bu amaca kanalize edersiniz.

Hani nerde "Bir milyarı olana da bir lirası olana da eşit hizmet?"

Vaktiyle çalışmakta olduğum bankada açık açık söylenmişti bizlere:
"Türkiye'de 50.000 doların üstünde birikim sahibi işte şu kadar aile var. Bunların istediği özel ve ayrıcalıklı muameleyi gerçekleştirecek 'Özel bankacılık' uygulamasını devreye sokuyoruz.."

Buna 'ürün farklılaştırması' (product proliferation) deniyor. Aslında bu haliyle gayri ahlaki sayılmaz. İşin içine Rufailer ne zaman karışıyor bilir misiniz? Kavramların içini boşaltıp gerçekleri gizlediğinizde...

Nasıl yani? Şöyle yani:

Eskiden diyelim bir televizyon alacakken mağazaya giderdiniz. Bunun fiyatı nedir? Peşin 400 Milyon, taksitle alacaksanız (atıyorum) 500 TL.

Kesenize göre taksitle veya peşin alırdınız. Siz sağ, satıcı selamet.

Şimdi ne oldu?

Diyorlar ki "Kampanya yaptık. Peşin fiyatına taksitle.. (Fiyat 500 TL) Ayrıca peşin ödemelerde %20'ye varan indirim" (peşin alırsan 400 TL yani)

O zaman bunun peşin fiyatı 400 TL? 'Peşin fiyatına taksitle' derken ilan ettiğin fiyat aslında taksitli fiyat?

E niye yalan söylüyorsun o zaman?
"Peşin fiyatına taksitle.." lafının cazibesine kapılacak müşteriye atılmış bir olta değil mi bu?

Ve her ne hikmetse yılın her dönemi kampanya dönemidir. Biri biter, diğeri başlar. Oysa 'kampanya'dan kastedilen 'sadece kısıtlı bir zamana mahsus' özel bir fırsat demek değil mi?

Hatta hatırlıyorum, bir tarihte Devlet İstatistik Enstitüsü, beyaz eşya üreticilerini uyarmak zorunda kalmıştı: "Kampanyalarınızda ilan edilen peşin fiyatın asıl peşin fiyat olmaması nedeniyle istatistikleri yanıltıyorsunuz" diye.

Bu uyarının dikkate alınmadığına ve yukarıda anlattığım uygulamanın artık genel kabul gören bir kural haline geldiğine dikkatinizi çekerim.
(Ve kabul, DİE'nin enflasyon hesaplarının ciddiye alınmamasının tek nedeni bu değil)

Ama insaf ile söyleyin: Müşteriden gerçeklerin bir şekilde gizlendiğini siz de kabul etmiyor musunuz?

Satıcının müşteriye gerçekleri söylememesinde, rakkamların ve içi boşaltılmış lafların arkasına gizlenmesinde ve bunu bilerek ve isteyerek yapıyor olmasında gayri ahlaki bir taraf yok mu?

Pazarlama, reklam ve halkla ilişkiler dedikleri de işte TAM BU değil mi?

Kampanyalar, hokkabazlıklar ve yalanlar... İyi de, nereye kadar?

  SİNEMA
Türk Sineması
Antalya Film Festivali
Rocky
  EDEBİYAT
Kılavuzu Karga Olanın
Kadın Dergileri
Mizah Dergilerinde
  MÜZİK
Angie - Rolling Stones
Duran Duran
Cyndi Lauper
  YAŞAM
Soytarılık Marifet Değil
Alçaklara Kar Yağıyor
Yuvalama Nasıl Yapılır?
  CİNSELLİK
Aşkınızı Sokun
Kadınlar Ne İster?
Uçkurunuz Batsın
  VİDEO

Oya & Bora:

Beş Yıl Önce On Yıl Sonra

Duran Duran:

Enrico Macias &
Ajda Pekkan