| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Kendimizi kandırmayalım:
Geleneksel toplum düzeninden modern kentli yaşama geçiş sürecinde, toplumun bir bütün olarak yaşamı kavrayışı ve yaşayışı değişti. Bütün bunlara; cep telefonundan bilgisayara, tıptaki yeniliklerden teknolojik gelişmelere kadar çeşitli buluş ve bilimsel gelişmelerin dünyamızdaki hayatı nasıl değiştirdiğini de ekleyin...
Modern insanın düşünce yapısı ve hayatı algılama şekli eskisinden çok farklı. Burada nostalji edebiyatı yapacak değilim ama anlatmaya çalıştığım şey de şu:
Her sabah maskelerimizi takar, kostümlerimizi giyer ve ne olduğunu tam da kestiremediğimiz bir senaryoya uygun olarak rollerimizi oynamaya koyuluruz. Olası durumlar içinde en uygun seçimleri yaptığımızı ve en doğru kararları verdiğimizi düşünür ve başımıza iyi şeyler gelmesini umarız.
Çoğu kere işler umduğumuz gibi gitmez. O zaman da, egonun savunma mekanizmaları sağolsun, kabahati yükleyecek birilerini veya bir şeyleri ararız. Genellikle de buluruz. (Çok şükür)
Kadın-erkek ilişkisinde oynanan tiyatro da bundan farklı mı olacaktı?
Ama her seferinde
(Alışmış kudurmuştan beterdir. Şimdi kalkıp "Ey insanoğlu! Titre ve kendine dön..." diye yüksekten öğütler verecek değilim. Bana mı kaldı aleme nizamat vermek?
Gelgelelim, kafamızı her durumda duvara vuracaksak eğer, en azından nerede tökezlediğimize, kafamızın vurduğu duvarın şekline ve yapısına dikkat çekip; "Kasklarınızı, baretlerinizi takın da hiç değilse kendinizi daha az harap edecek bir yol bulun.." demek lazım. Malum: önce tedbir, sonra tevekkül. Bilahare kendi düşen ağlamaz.
Yönetmenim işaret ediyor, reklam arası vereceğiz.. Sürem çok azaldı, acilen mesajımı vereyim de yazıyı bitireyim:
|