![]()
Genç arkadaşlarımız ise muhtemelen onları hiç tanımıyorlar. Bu da çok normal sayılmalı, çünkü 1970 tarihli Bridge over Troubled Water albümünden sonra ayrılan ikili, sadece 1981'de Central Park'ta verdikleri konserde tekrar bir araya geldiler. Herkes onların tekrar beraber albüm yapmasını bekliyordu, ama olmadı.
Simon ve Garfunkel hakkında daha ayrıntılı kısmı yazının sonuna koydum ki ilgilenmeyen arkadaşların boş yere vaktini almayalım.
Gelelim Sound of Silence şarkısına:
22 Kasım 1963'te Başkan Kennedy Dallas'ta suikasta kurban gittikten sonra, Amerika'yı derin bir acı ve güvensizlik sarmıştı.
Sound of Silence şarkısı işte bu karışıklık ortamında Paul Simon'ın 60'lı yılların Amerika'sını algıladığı şekildir. Şarkıda yer alan ışık ve karanlık metaforları, duyarsızlık ve kayıtsızlığın insanlar arasındaki en basit iletişim yeteneklerini bile olumsuz etkilediğini vurgulamak için kullanılmıştır. Gerçeği ve aydınlanmayı temsil eden ışık aslında acı verici ve yıkıcı bir güçtür.
Gerçi Paul Simon bu şarkının üzerinde üç ay çalıştı ama, ilhamın gelişi banyoda gitar çalarken olmuş. Işıklar kapalı, musluk açık, adamımız ellerini gitar telleri üzerinde dolaştırıyor, ve birden dudaklarından "Hello darkness my old friend...." dizesi çıkmış.. İnanabiliyor musunuz?
Duyarlı sanatçımız Paul Simon anlaşılamamaktan muzdariptir. Ona göre insanlar birbirleriyle doğru dürüst iletişim kurmak yerine, giderek birbirlerine yabancılaşmakta ve sağırlaşmaktadırlar. Bunun yarattığı tehlikeli sessizlik içinde de insanca değerlerinden ve birbirlerinden giderek uzaklaşmış, artık birbirlerini anlamak ve sevmek yetisinden mahrum kalmışlardır.
Kendi yarattıkları (sahte) bir tanrıya tapıp, kendilerini boğan bu sessizliğe teslim olmuşlardır. Ah bir de kulaklarını açıp adamımızı dinleseler, ah ona bir ellerini uzatsalar kahraman Paul Simon onları kurtarıp hidayete erdirecektir ama, nerdee? Maalesef insanlar hala duyarsız kalmakta, sessizlik hükmünü sürdürmekte ve kabus devam etmektedir. Yanız kovboyumuzun karanlıktan başka kimsesi kalmamıştır "dostum" diye sarılabileceği.. Vah vah...
Dostlarımız Paul ve Artie aslında ortaokuldan arkadaş. Bu ikisinin bir araya gelmeleri, ayrılmaları falan otuz iki kısım tekmili birden pehlivan tefrikasını andıran uzun bir öykü. On iki yaşlarında tanışmışlar (1954 yılı olmalı) 14 yaşında Tom ve Jerry ikilisi olarak New York'ta ilk plaklarını yapıyor: 'Hey! Schoolgirl' Sonra Paul Simon 15 yaşında kendi başına bir plak yapınca, Garfunkel buna fena bozuluyor ve ikili ayrılıyor. (25 yıl sonra bile Arthur Garfunkel, Paul Simon'ı affetmez. 'Ya, o sırada 15 yaşında bir çocuktum, artık bu inadın manası ne?' sorusuna Arthur 'Sen hala aynı adamsın..' diye karşılık verir.) Bu ilk ayrılık yedi yıldan uzun sürecektir. Paul Simon, Queens Collage'i bitirdikten sonra 1964'te İngiltere'ye gider. Avrupa'da takılır, otostopla dolaşır, sokaklarda şarkı söyleyip para kazanır vb. (Epey sonradan temelli Amerika'ya dönüp hukuk fakültesine yazılacak ama derslerden çakıp okulu bırakacaktır.) Amerika'ya gelişlerinin birinde sonra Queens'te bir köprüde tesadüfen Arthur Garfunkel'a rastlayınca, bu ikili tekrar bir araya geliyor. Kısa sürede 'Wednesday Morning 3.AM adlı albümü yaparlar. Bu albümde 'Sound of Silence' şarkısı da olmasına rağmen dikkati çekmez. Burada birkaç not iletelim: Paul'ün aklına şarkının ana fikri Kasım 1965'te geliyor. Tekrar tekrar yazıp bozarak tam üç ay uğraştıktan sonra şarkı kendi istediği kıvama geliyor. "Wednesday Morning 3 AM" albümü yer alan bu versiyon 1966 başında çıkıyor Adamımız Paul İngiltere'ye döner. Fakat, CBS plak şirketi, şarkının üzerinde biraz oynayıp, elektro gitar ve daha güçlü davul ilave edip yeni bir versiyon olarak piyasaya sürer.. Ve bingo: şarkı anında listebaşı olur. 1966 yılında, müziklerini Paul Simon'ın yaptığı The Graduate (Mezun) filmi (hani şu Dustin Hoffman'ın başrolünü oynadığı efsane film) büyük ilgi görüp, yabancılaşmış bir çağın sembolü haline gelince, Simon & Garfunkel ikilisi de iyice meşhur olur ve köşeyi dönerler. Gün artık onların günüdür. Ama bu dalga uzun sürmeyecektir. 1970'teki Bridge Over the Troubled Water albümü çıkmadan kısa bir süre önce, Garfunkel sinemada şansını denemek amacıyla ikiliden ayrılır. Paul Simon da kendini solo albümlere verir. Hatta (galiba Arthur Garfunkel'a inat olsun diye) bir de "One-Trick Pony" adlı bir de film yapar ama sinema işi onun için bir fiyasko olur. Bu arada Paul Simon'ın başından neler geçmez ki... Evlenir, çocuk sahibi olur. (İlk karısının adı Peggy Harper. Bu isim size bir şey hatırlatıyor mu? Al Bundy'nin karısının adı da Peggy idi. Sonradan boşanacak ve 1984 yılında Carrie ile evlenecektir) Zengin ve başarılı olmasına rağmen, bunalımlara girer. Düşünün, mutlu ve huzurlu bir çocukluk geçirmiştir üstelik. Derken New York'ta bir arkadaşından, Los Angeles'ta Rod Gorney diye bir psikiyatrist olduğunu duyar. Adama telefon eder ve kısa bir süre sonra Los Angeles'a giden bir uçaktadır. Havaalanından doğruca adamın evine gider. 'Neden geldin buraya?' diye sorar Gorney. Paul Simon'ın ağzından şu laflar çıkar: 'Buradayım çünkü , gencim, sağlığım yerinde, ünlüyüm, yeteneğim ve param var ama çok mutsuzum ve bunun nedenini öğrenmek istiyorum.' Sonradan anlaşılır ki, Paul Simon aslında 1.65'lik boyu nedeniyle kompleksler içindedir. Biraz da bu yüzden, şarkı söyleyerek kızların ilgisini çeken yakışıklı Arthur'la dost olmuştur. (Biraz da bize düşer hesabı) Yıllar içinde ise, Garfunkel hep Simon'ın yaptığı şarkıların gölgesinde kalmaktan sıkıntıya girmiştir...vs.vs. Psikiyatrik tedavi detaylarını geçelim. Adamımız New York'a döndükten birkaç gün sonra, kendisine Central Park'ta ücretsiz halk konseri yapması teklifi gelir. 1981 yazıdır. Paul Simon da, o sırada İsviçre'de bulunan Garfunkel'ı arayıp, konsere birlikte çıkmayı önerir. Garfunkel da 'efendilik bende kalsın' diye büyüklük gösterip teklifi kabul eder. Şimdi diyeceksiniz ki "Herşeye rağmen böyle bir karar verip Garfunkel'ı aramak medeni cesaret isteyen bir iştir, o nedenle asıl büyüklük Paul Simon'ın yaptığıdır." Bunu daha başka bir zaman tartışalım artık.
Central Park konserinin albümü de çıkar. Ama adamımız Paul Simon gene de çamur atmadan duramaz. Bir röportajda şöyle diyecektir:
|